23 Eylül 2017, Cumartesi Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Bahri Okumuş

Namus belası!

Vaka 1: Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim'in, damatları ve korumalarıyla birlikte Çeşme'de bir kebabçı dükkanına girip, mekan sahibiyle kavga ettiğine ilişkin haberi, Anadolu Ajansı'nın (AA) yayımlamaması üzerine, haberi geçen muhabir, "haber namustur vs" gibi hamasi bir açıklamayla kurumundan istifa etti. (Haberi yayımlanmayan muhabir kurumundan istifa etmeyince namussuz mu oluyor!)

Vaka 2: İstanbul'da sinema oyuncusu bir kadınla (Tuba Büyüküstün 35) fotoğraflarının çekilmesine öfkelenen işadamı! (Umut Evirgen 28) korumalarıyla birlikte iki muhabiri darbettiği iddiasıyla tutuklandı.

Muhabirlerden birinin fotoğraf makinesini gasbettiği ve makinedeki görüntüleri sildirdiği belirtilen işadamı, bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.

Söz konusu muhabirin mensubu olduğu gazetenin çok okunan magazin yazarı, söz konusu genç işadamı için "Öyle kabadayı tavırları olan biri değil diyorlar. Neyse artık cezasını çekti, bir daha böyle şeyler yapmaz" tadında bir yazı yazdı. Ve burasına dikkat, Hıncal Uluç'un yazdığına göre muhabir "fotoğraf makinesini ber verdim, gasbedilmedi" diye (Dayak yemedim, yumruk gözüme çarptı misali) ifade verdi. Böylece zanlının cezası ağır olan gasp suçuyla yargıılanması ihtimali de ortadan kaldırıldı.

Gazetecilik, basın özgürlüğü, editoryal bağımsızlık gibi tartışmaların tek bir boyutuyla yürütülmesinin pek de sağlıklı olmadığını gösteren iki vaka.

Meslek örgütlerinin böyle durumlarda görüşlerini açıklamaları, farklı bakış açıları, farklı düşüncelerin ortaya konulması mesleki bakımından elbette önemli.

Gel gelelim bir muhabiri "fotoğraf makinesini vermeyi ben teklif ettim, gasbedilmedi" deme noktasına getirecek olaylar zincirine ilişkin, mesleki açıdan ciddi bir kritik, bir değerlendirme görmedik. Gazetecilerin, özellikle de muhabirlerin kurumlarınca, meslektaşlarınca ne derece sahiplenildiklerine dair kayda değer bir örnek yok demek ki burada...

Kebabçıdaki kavga meselesinde ise Fatih Terim gibi kült bir figürün pozisyonu, diğer bütün unsurlardan daha çok tartışıldı, doğal olarak.

"İstifa ederek namusumu temizledim" gibi,  töresel ve tuhaf bir jargona başvuran muhabirin durumu da gündem oldu ama bambaşka bir saikle..

Muhabirlerinin haberlerini, yazarlarının yazılarını sansürleme iddialarına geçmişte defalarca muhatap olan kimi gazeteler, bunu " AA'ya vurma" fırsatı olarak kullandı.

Bir başka tepki de İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nden (İGC) geldi. Cemiyet Başkanı Misket Dikmen, "açıkça sansür" uyguladığını savunduğu AA'yı kınadı.

Anadolu Ajansı, Terim gibi bir figürün karıştığı kavgaya ilişkin gelişmeleri neden haber yapmadı bilmiyorum.  

Ancak olayın meydana geldiği gece ilk haberi vermemesinin (yani muhabirin namusunu temizlemek! için istifa etmek zorunda kalmasının) sebebini, bu kurumda 15 yıldan fazla çalışmış olmanın getirdiği tecrübeyle anlayabiliyorum.

İlk gece diğer medya kuruluşlarınca "Alaçatı bu iddiayla çalkalanıyor" diye son derece muğlak ve sonradan "haaa öyle değilmiş" deyip çark edilebilecek bir üslupla kavga haberinin servis edildiği dikkate alınınca, burada sansürden önce başka kaygıların oluştuğunu anlamak zor değil.

Zira haberin doğruluğundan emin olmak gazetecilik etiği açısından önemlidir evet ama AA'da iki kere önemlidir.

AA editörleri servis edecekleri haberin tüm unsurlarının metinde yer alıp almadığını ustalıkla kontrol etmek zorundadır. Özellikle bölgelerden gelen haberlerin doğruluk kontrolünü özenle yapmaz, iki kere hatta üç kere sorgulamazsanız, mayına basmanız kaçınılmazdır. (Ben bastım bir kaç kez oradan biliyorum)

İlçe muhabiri "Fatih Terim kebabçıda kavga etti" diye bir bilgi ulaştırdıysa, siz de AA editörüyseniz " Muhabir olay yerinde miydi, yani yaşananlara şahit oldu mu, asayiş yetkililerinden bilgi aldı mı, ya da şahitlerle konuştu mu? Fotoğraf ya da görüntü var mı? Muhabirin verdiği bilgiler, olay gün yüzüne çıktığında kurumu zor duruma sokacak tutarsızlıklar içeriyor olabilir mi?" sorularını otomatik olarak kendi kendinize sorarsınız. Tatmin edici cevapları da bulmak zorundasınız.

Başkan Dikmen kınama açıklamasında bu faktörleri belli ki aklına bile getirmemiş.

"Seçilmiş gerçeklerin topluma sunulması habercilik değildir" demiş sayın Başkan. Ben de aynı fikirdeyim.

Ancak öyle ya da böyle ortada "sansür" dışında başka makul ihtimaller de varken yapılan bu açıklamayı "kınamada seçicilik" diye değerlendiriyorum.

Kınama açıklamasında, kurumundan istifa eden muhabire "yanındayız" deme gerekliliği neden hasıl oldu bilmiyorum ama yanında olmak iyi bir şeydir yine de.  Diğer yandan "Makinemi gasbetmediler, ben vermeyi teklif ettim" diye ifade vermek durumunda kalan muhabirin de biraz yanında olmak gerekir diye düşünüyorum.

19 Temmuz 2017 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 1 ) + Yorum Yaz
türkcanan
tubabüyüküstün sinema oyuncusu bir kadın!!!
 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
Bornova'ya gelen pişman olmayacak
Taraftarın hiç mi suçu yok!
Böyle mi olacaktı!
Namus belası!
İptal etmek, ertelemek...
Basın özgürlüğü üzerine
Zakari'den Karamemiş'e!
Ne...ne de...
"Eski"nin yeri...
Cehalet de baki!
Your boys didn't do it
"Bu Millet" kahramandır
Kim ki tekbir getirir...
Beşinci kolculara dikkat!
Dezenformasyon önlenebilir mi?
Vurun kahpeye!..
Kurtuluş Savaşı
Acar KSK olacakmış!
Yalanın bini bir para
Skor yazarlığı
 

WEB TV Tüm videolar
Göztepe-Trabzonspor özet
 
Yaza damga vuran düet
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir