15 Aralık 2018, Cumartesi Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

Dijital kibir ve hortlayan Narkissos!

Bu da nereden çıktı demeyin!

Dijital oyunlar, dijital aletler, dijital teknoloji kısaca dijital çağın kibri de kalkıp da babaannenizin kibri gibi olacak değildi ya.

Bu çağın alamet-i farikası da bir bakıma dijital kibir. Çocukları güzel okullar kazanan, yakışıklı ve arslan gibi oğlu askerlik çağına girmiş annelerimizin hatta hiçbir evlilik yıldönümünü hatırlamamış olsa bile bir bayram arifesinde dedemizin aldığı çiçekli bir basma kumaş ile övünen ninelerimizin sevinçleriyle, gururlanmalarıyla bunun uzak yakın hiçbir ilgisi yok! Bizim coğrafyamızda, bizim kültürümüzde zaten neşet etmemiş bir kelimedir kibir.

Kuran’ın birçok yerinde büyüklük göstermek, gurur ve kibir hep men edildiği gibi şeytanın davranışlarından da sayılmıştır. (Bkz.Bakara 34) Yine ilk siyasetnamemiz sayılabilecek Yusuf Has Hacib’ in eserlerinde yöneticilere verilen öğütler arasında sıkça gurur ve kibirden uzak durulması öğütlenmektedir.

Bizim medeniyet anlayışımız Bosna’ya su getiren, mimarimize kuş evlerini, sokaklarımıza leylekhaneleri, gariplere vakıfları, hastalara ücretsiz şifahaneleri, yolculara kervansarayları, yöneticilere tebdili kıyafeti armağan eden bir medeniyetti. Batının medeniyet anlayışında önce İncil sonra dinsizlik, sonra silah, vahşet, kan ve acımasız yarış kültürü var.

Bizde nimetler; bütün güzelliklerde olduğu gibi paylaşılınca artar onlarda nimetler sınırlıdır ve nüfus arttıkça da açlık tehlikesi ile korkutulan ve sadizme itilen insanlık vardır.

Osmanlı sultanları, devletin kuruluşundan yıkılışına kadar, maaşlı askerlerine, her Cuma selâmlığına gidip gelirken yüksek sesle: “Mağrûr olma pâdişâhım, senden büyük Allah var!..” diye söyleterek, kendilerine yapılan mânevî îkazların bu şeklini resmîleştirme yoluna giderken gururun ve kibrin hayatlarına girmelerinin önünü bu şekilde resmen kapatmış oluyorlardı..

“Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş; / Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş!.” diyen cennetmekan Yavuz Sultan Selim’lerden geldiğimiz hale baktıkça kahırlanmamak ne mümkün.

Dün kibre, gurura karşı mücadelenin bayraktarlığını yapan millet, şimdi neredeyse vazifesi olan işleri bile öyle böbürlene böbürlene servis ediyor ki… Yapmaları gereken işlerin pek azını abartılı ifadelerle kullanan vekiller mi ararsın, yoksa yaptığı iş toplantılarını, görüşmeleri hatta ziyaretleri bile fotoğraflayıp yayanları mı?

‘Yapıp denize atan ve balık bilmezse Halık bilir’ diyen bir neslin torunlarının Halık ile arası iyi olmamalı ki işlerini garantiye alıp ola ki mahkeme kurulursa diye ellerinde belgeleriyle hazırlanıyorlar herhalde.

Dün besmeleyle başlanan işler bugün dijital olarak başlayıp bitirilmekte. Dijital ortamdaki insan da, her şeyiyle mükemmeli temsil etmek isteyen, kendi algısında ne iyi ise onu kendisinde ortaya koymaya çalışmaktadır.

Sosyal medya benliği beslemekte ve kişilere kendi inandıkları veya olmak istedikleri sahte kendiliklerini yaratma imkânı sunmakta. Bundan dolayı da bilim insanları şimdilerde bunun narsisizmi doğrudan beslediği kanaatindeler.

Yaratılanı, Yaratandan dolayı seven; kainatta yaratılmış ne varsa onunla konuşup, halleşen bir nesilden, Narkissos gibi kendinden başka hiçbir şeyi sevmeyen bir nesile…

Allah sonumuzu hayra getirsin! Takipçi sayısı, kendini gösterme, beden ve mahrem teşhirleriyle popüler olabilme çabaları insanı gerçek hayattan kopararak sanal bir tapınağa sokmakta ve buradaki rabıta halinin verdiği hazzı, birey gerçek dünyanın hiçbir nimetinden alamamaktadır. Kimliğini kendisi oluşturduğu gibi, hatalarını ve yanlışlarını da gizleyebilmekte, fiziksel kusurlarını da photoshop gibi programlarla giderebilmektedir.

Yani biz de sadece Allah’a mahsus olan yaratmacılık; dijital ortamda bütün kullanıcılara yaratıcılık, tanrısallığa öykünme gibi felaketler de sunabilmektedir. Bu insan selfie çekmeyip, kibirlenmeyip de ne yapsın?

Atasının dininden, dilinden kurtulmayı modernlik bilerek yetişen gençleri anlayabiliyoruz da ya onlara özenen, onların biçarelik dillerini kendi dilleri yapacak kadar küçülen büyüklerimize ne demeli?

Koca koca adamlar, vekiller, başkanlar, yöneticiler hep ikincil kimlikleri, sahte işleri, sanal âlemleri, yalan işleri ile hayatlarımıza girmiyorlar mı?

Pes doğrusu! Ama müşterileri yok mu? Dünya kadar. Geçen hafta sonunu fırsat bilip, uzunca bir süre sadece telefonla görüştüğüm, memuriyete o zamanlar benim görev yaptığım kurumda başlamış arkadaşımı, yaşadığı şehirde ziyarete gitmiştim.

İkimiz de şimdi görev yaptığımız kurumların orta derece idareci kadrolarındaydık. Böyle olunca söz, dönüp dolaşıp önce ülkenin genel ahvaline ve sonrasında da kurumlarımızın ahvaline gelmişti. Son telefonlarından gerçi anlamıştım çok dertli olduğunu, gerildiğini. Aslında üniversitede iletişim alanında eğitim yapmış biri olmasına rağmen ve sürekli öğrencilik yıllarından beri siyasi görüşünü sürekli devlet, sürekli millet olarak belirlemiş ve şu ana kadar da aynı benim gibi ömrünü, hep devleti anlamaya adamış biriydi.

Görev yaptığı kurumda da şehirde de öyle narsist kişilik bozukluğu olan insanlar kurumlara yönetici olarak atanıyorlardı ki, arkadaşım örnekleye örnekleye bitiremiyor sonra sıkıldığımı düşünerek gözlerime bakıyordu. Sıkılmak ne kelime: bilakis o anlatırken ben de kendi yaşadığım çevrem ile ilinti kuruyor ve tespitlerin ne kadar yerinde olduğunu maalesef üzülerek izliyordum. Ne de olsa önümüzde yaklaşan yerel seçimler vardı ve yarışacak adaylar da belli olmaya başlamıştı.

Bir sürü belediyemiz, kurumları ile beraber yeni yöneticilerini bekliyorlar ve hem atayanlara hem de biz seçmene bu konuda çok iş düşüyor. Sağlam kafanın sağlam bedende bulunacağı gerçeğiyle sağlam bir sistemin de sağlam olmayan kafa ve ruh yapılarıyla ayakta olması beklenmemeli. Temennim yarışın, öncelikle sağlığı sağlam kişiler arasında geçmesi. Arkadaşımla bu minvalde daha neler konuştuk neler.

İlginizi çektiyse devam ederiz hortlayan Narkissos’ları yazmaya.

29 Kasım 2018 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
Fuat Çapa
Narsist tehlike
Dijital kibir ve hortlayan Narkissos!
Algıya selam yola devam
Maraş'ın beyaz kartalı
Zordur (Y)aşar olabilmek
Medya da sosyalleşti
İç güçlerin iş-güçleri
Ağustosta ölüm
Adalet gecikmez
Vakit geçmeden
Yedi Başlı Ejderha
Her devrin simsarları
Bir yurtseven torun Semra Hanım
Vakit Şafak Vakti
Merhaba otistik çocuk
Yeni Gün Sazak'lar
Hedefi Turan olanlar
Tamam mı devam mı yoksa aman mı?
Çaycı Kerim'in selamı var
 

WEB TV Tüm videolar
Elfida
 
Cem Yılmaz
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir