17 Ekim 2019, Perşembe Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

Film aynı film

Bu yıl, geçen yıllara nazaran daha bir ses getirdi Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporları. 2018 yılına ait raporlar, geçtiğimiz günlerde Sayıştay’ın web sayfasında yayınlanınca biraz da ilk günlerin heyecanıyla, turfanda ürün gibi epey alıcı buldu.

Sanıyorum biraz zaman geçince onun da akıbeti unutulmak olacak. Geçen yıl yayınlanan 2017 yılına ait raporlar sonrası, konuya TÜSİAD falan da el atıp: “takipçisi olacağız” türünden açıklamalar yapınca bendeniz de ümitlenip, TÜSİAD öyle sıradan bir kurum falan değil diye de düşünmüştüm ama üzerinden koca bir yıl geçti.

Duydunuz mu gereğinin yapıldığına dair bir işlem, bir ses?

2018 yılı Düzenlilik Raporlarına da bakacak olursak sonuç çok net!

Kurumlarımız düzenli değil. Çalışan, koşan, yorulan elbette oturan, iş yapmayana göre hata yapar, sapmalar gösterir. Ama dediğim o türden değil ki!

Bu sapma, bu hatalar öyle akşamdan sabaha oluşabilen hatalardan değil.

Kurumlarımızın çoğunda usûlsüzlükler artık yol olmuş, usûl olmuş. Bu konuda hemfikir olduğumuz birçok arkadaştan ayrıldığım husus da bu kadar sapmanın, kanun koyucu, yürütme erkini elinde bulunduran iradeye rağmen yapılıyor olmasıdır.

Muhalif duyguları daha ağır basan arkadaşlarımıza göre de bütün bu densizlik, düzensizliğin sebebi, bizatihi üst irade. Eğer öyle ise dükkânı kapayıp gidelim!

Gitmiyorsak da soruyoruz doğal olarak. Sayıştay gibi bir kurumun çalışmaları kimin iradesinde?

Üst akla rağmen mi gidip yolsuzluk, düzensizlik tespitleri yapıyor Sayıştay denetçileri?

Öfke kontrolünden uzak değerlendirmelerin bizi doğru adrese götürmeyeceği kesin. Denetimlerle tespit edilen kovuşturma, tazmin süreçlerinin iyi yönetilemediğini, kamunun sahipsiz bırakıldığını, yeterince kamu alacaklarının ve kamu zararının takip edilemediğini maalesef görüyoruz.

Bunda da kamu kurumlarında kendisine emanet edilen kamu kurumunu güçsüz, dirayetsiz bırakan yöneticilerin görevlerini yaparken takındıkları tavırların, hangi saiklerle görev yaptıklarının altını bir daha çizmek istiyoruz.

Mesela; bir süreliğine görev yaptığım Ege Üniversitesi bünyesinde bir sürü teknik kadrolu mühendis, mimar gibi personelin görev yaptığını kısa zamanda görmüştüm. Bunların ancak çok küçük bir bölümünün, meslekleriyle doğru orantılı işlerde istihdam edilirken, diğer büyük bölümünün ise: “yok kurum dışından geldi”, “yok işten anlamaz” gibi sebeplerle atıl durumda kızak görevlere çekildiklerini müşahede etmiştim.

İhale dosyalarında ise genelde o küçük bir kesimin sürekli görevlendirildiklerini hatta yetersiz kalınan durumlarda ise teknisyen, teknikerlerin görevlendirildiklerini görerek müdahale etmeye çalışmıştım. Ama kurum dinamikleri böyle bir müdahaleye karşı omuz omuza vererek müesses nizamın devamına karar vermişlerdi.

Bir yıllık süreçte görüyoruz ki, kurumda zaten küçük bir bölümün doğru işte değerlendirildiği teknik kadronun bu kesiminin de açılan soruşturmalarla bezdirilerek bütün kamu/kurum zararının kendilerine fatura edilmek istendiği gibi bir süreçten geçirildiklerini görüyoruz.

Yani üstte filler tepişmiş, altta yine çimenler ezilmiş gibi! Bu kuruma hâlbuki ne kadar güçlü, sözümona dirayetli, siyasi-sosyal yanı çok güçlü rektörler gelmemiş miydi? Ama hiç birinin niyeti bozuk düzeni düzeltmek, sistemi sorgulamak olmadığından gemisini yüzdüren kaptanlara kalmıştı kurumun işleyişi.

Onlar gemilerini yüzdürmüşler yüzdürmelerine de ama olan her zaman olduğu gibi daha doğrusu her Türk Filminde olduğu gibi fatura hep garibanlara kesilmişti.

Kurumda usulsüzlükler usûl olur, kampüste ihmaller zinciri oluşur, öğrenciler öldürülür, eğitim kalitesi düşer ama suçlular hep aşağılarda aranır. Faturalar hep emekçilere kesilir.

Ağızlara parmak ballar çalınır, dosyalar kapatılır ve çalan çaldığıyla, yapan yaptığıyla kalır da zavallı kamu ve kurum zararları hep buharlaşır da buharlaşır zamana karışarak.

Film aynı film! Komedi filmlerini tekrar tekrar seyretmek keyifli oluyor da bu tür filmler tekrar seyrettikçe üzdüğü gibi bulaşıcı etkisiyle de toplumu olumsuz etkiliyor, değer yargılarımızı tehdit ediyor. Erol Taş’lar, Nuri Alço’lar, Tecavüzcü Coşkun’ların arttığı bir cemiyet, habire Zaloğlu Rüstem’ler mi arayıp duracak?

Ve ellerinde gücü bulunduranlar, kendilerini güçlü gösterenler yine bizimle beraber aynı filmi izleyip duracaklar mı yoksa başka kanala mı geçtiler?

Film aynı film ama biz de aynı biz değiliz!

03.10.2019

Erdal ÇİL

cerdal48@gmail.com

04 Ekim 2019 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
Emperyalizm böyle bir şey
Film aynı film
Sezen Zambak Meydanı
Yaz bitiyor
Menteşe bize yeter!
Huzur Sokağı'nın hüznü
Öfkeler şelale!
Öfkesiz yazılar
Öfkeye dikkat
Yine üniversite yine Muğla
Devlet nereye?
15 Temmuz'a bir turnusol
Sath-ı Taarruz
Var mısınız konuşmaya?
Seçim Artı
Gazlı hayat
Manisa'nın sağlığına dair
Postmodern zübüklerin turfanda hasadı!
İzmir vefasız mıdır
İstanbul değil İzmir!
 

WEB TV Tüm videolar
Cem Yılmaz Fundamentals
 
Hatasız Kul Olmaz-Tarkan
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir