24 Haziran 2019, Pazartesi Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

Narsist tehlike

Günümüzde tanınır olmanın olduğu gibi kendini başarılı göstermenin bir yolu da sosyal medya. Reklamın iyisi kötüsü olmuyor! Hiçbir şey yapmıyorsan bile çık sokağa yürü! İster kendini çek; istersen karşıdan yürüdüğünü, evlerin arasından geçtiğini fotoğraflasınlar ve at sosyal medyaya.

Kendini de kandırma! Ben sadece kullanıyorum ve sadece çağdaşlığımın nişanesi olarak, adresim belli olsun diye oradayım diye de sakın avutma kendini.

Girdiniz mi o âleme artık oradaki dili, havayı solumak, oranın kurallarıyla hareket etmek zorundasınız. Bundan yirmi yıl önceleri televizyonun mu yoksa radyonun mu daha çağdaş olduğunu tartışırken radyoyu daha çağdaş, daha medeni bulurduk.

Zira bizi esir almıyor, kayıtsız şartsız bizi kendine esir etmiyor, karşısına dikmiyordu. Ders çalışırken, mutfakta iş yaparken radyoyu dinleyebiliyor, normal hayatımızda başat role soyunmuyordu. Ama televizyon sosyal hayatlarımıza, hasta ziyaretlerimize, ders programımıza bile etki etmiş, hayatımızı dizilere, naklen maç yayınlarına göre ayarlar olmuştuk. Esaretimiz sürüyordu halen ve şimdi Narkissos’un çocukları daha modern ekranlarla, daha taşınabilir cihazlarla emperyalist yayılmacılıklarını şiddetle arttırmışlar, esir sayımız giderek artmış ve idrakimizin esaretine çare bulamaz hale gelmiştik. Yalanla, dolanla girdikleri aramızda şimdi bizi birbirimize düşürmüşler, artık hiçbir doğru dosdoğru, hiçbir yanlış mutlak yanlış, hiçbir beyaz bembeyaz ve hiçbir siyah simsiyah değildi.

Neye inanıyorduk, biz gerçekten inandığımız gibi yaşıyor, gerçekten beslenebiliyor, gerçekten insan gibi yaşayabiliyor muyduk?

Ezberlerimiz bozulmuş, değerlerimiz alaşağı edilmiş, kahraman bildiklerimiz tartışılır hale gelmişti. Çağ atlamıyor, daha özgür olamıyor ve daha da insanileşemiyorsak neydi bu içine düştüğümüz halin adı? Bizim inanmadığımız, bizim kabullenmede zorlandığımız veya öylesine cılız inandığımız değerlerimizin bizim dışımızda alıcısı olur muydu?

Avamın hali bu derece içler acısıyken ya tavan: ya bizi yönetenlerin, hani gözümüzü dikip kendilerinden medet beklediklerimizin hali?

Onların gücü de artık hormonlu hale dönüşmüş, endüstriyel boyalarla cilalı taş devrini yaşar hale gelmişlerdi. Varsın içecek ayranları olmasındı içmeye! Gücü ellerine geçirmişlerdi ya; şimdi yılların hesabı görülmeli, dönülebilecek bütün köşeler dönülmeli, muhkem mevkilerin hemen hepsi ele geçirilmeliydi.

Hatta güç ebedi değildi ve bu yüzden fırsat iyi değerlendirilmeli, güç gerektiren her şey sonuna kadar kullanılarak güce güç katma adına her şey noksansız yerine getirilmeliydi. İşte bu anlamda sosyal medya da çağın silahıydı, gereğiydi, olmazsa olmazıydı.

Kurumların giriş kapıları bile artık dörde çıkmıştı.

1- Normal fiziki kapı 2- Telefonlarla ulaşabildiğiniz santral kapısı. 3- Web sitesi kapısı. (e-devlet kapısı) 4- Sosyal Medya kapısı.

Bu kadar kısa sürede bu kadar aktiflik kazanan bir kapının kişi ve kurumlar için de güçlü kullanılmaması artık bir eksiklik olarak da değerlendiriliyor. Hatta kimi kurum yöneticileri kurumlarına günde bir kez fiziki giriş yapsalar dahi sosyal medya hesaplarını günde onlarca kez kullanıp, bu kapının kontrolünü yapan personellerinin dahi kontrollerini yapabilmekte, dışarıdan giriş yapanlara karşı da aktif cevaplar verebilmektedir.

Artık devlet, kapalı kapılar ardına saklanan devlet değildi. Kitaptan, cemaatten, cemiyetten kopan insanların en çok bulundukları, dinledikleri, şekillendikleri yer burasıydı, bu sanal ortam. Kibirin güç olarak görüldüğü, selfienin reklam, yalanın serbest olduğu ortam!

Yaratmak bile burada herkesin sahip olabileceği bir fırsattı. Kimse kimseyi dinlemiyor ama en azılı düşmanlar bile burada birbirlerini kontrol edebiliyorlardı.

Yediği güzellikleri, giydiklerini, yaptığı bütün iyi işleri paylaşayım da görsünler derken kendimizi adım adım narsiszm’in kucağına ittiğimiz bir ortam.

Eski Yunan mitlerinden birinde suya yansıyan güzelliğini gören Narkissos isimli çok güzel ve yakışıklı bir delikanlının, kendi güzelliğine hayran olup periler dahil artık hiçbir şeyi beğenmediği ve kibrinin gün gelip onu insan olmaktan bile çıkardığı anlatılır.

Sanal alem öncesi cemiyetimizde az da olsa görülen bir rahatsızlık iken günümüzde sanal alemin kullanılmasıyla bir hayli yaygınlaşan bir rahatsızlık narsizm.

Arkadaşımın görev yaptığı şehirde, kurumda yeni atanan yönetici tipleriyle birlikte eskiden beri aynı kurumda çalışmış olmalarına rağmen yönetici olduktan sonra tamamen değişen ve aynı diğerleri gibi narsist yanını açıkça sergileyen örnekleri sıralayınca ister istemez elim cep telefonuma ve arama motoru aracılığıyla da narsist tiplerin özelliklerini aramaya gitti.

“Başkalarını kendi çıkarları için kullanmakta tereddüt etmezler. Başka insanların duygularını anlamada isteksiz kalıp, empati yapamazlar. Sürekli olarak başkalarını kıskanır ya da başkalarının onu kıskandığını düşünerek yaşarlar. Kendilerini aşırı ve küstahlık yapacak derecede beğenirler. Etraflarının, ailelerinin- arkadaşlarının-meslektaşlarının, siyasi görüşü aynı olanların değersizliğinin aksine kendilerinin çok çok önemli olduğunu düşünerek yaşarlar. Her zaman beğenilmek ister ve kendilerinin eşi bulunmaz biri olduğunu düşünürler. Kendileri kayırılacak kişiler arasındadır ve bu makamlara hak kazanarak geldikleri yönünde bir kanıyı sürekli besleyip, büyüterek yaşarlar.”

Halen devam ediyor mu bilmem ama yakın zaman kadar kamuya personel alınırken bir de mülakattan geçirilir ve mülakat komisyonlarında bir de Psikiyatri uzmanı/psikolog bulunur, adayları bir de psikolojik yönden incelerlerdi.

Bu tercihi kimler yapıyor ve kurumların başına bu adamları kimler atayıp, arkasını adam akıllı takip ediyor mu bilemem ama bildiğim önümüzde yerel seçimler var ve bir ölçüde de olsa kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.

Aman yeni narsistleri başımıza bela etmeyelim!

İçinde narsist eğilimler besleyen rahatsızlara, yeni yetkiler verip de geleceğimizi de karartmayalım! Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyleri bedensel engelliler arasında arayabiliriz ancak ruh sağlığı yerinde olmayanları da öncelikle Türk Hekimlerine emanet etmekten başka bir önerimiz bulunmamaktadır.

11 Aralık 2018 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
Gazlı hayat
Manisa'nın sağlığına dair
Postmodern zübüklerin turfanda hasadı!
İzmir vefasız mıdır
İstanbul değil İzmir!
Bekliyoruz
Muzaffer Usta
Barikatsever yöneticiler
Günümüz kahramanları
Evvel refik badel tarik
Her kıyıya her köşeye sonuna kadar demokrasi
Nefret dili
Aksakallı Ali'miz
Kuru da olsa bir teşekkür
Hadi gelin dilimize geri dönelim!
Kurumlarımızda şiddet
Kurumlarımızdaki huzursuzluk
Vakit Bodrum'dan çıkma vakti
Mobbinge hayır
Bir yerden başlamak lazım
 

WEB TV Tüm videolar
Cem Yılmaz Fundamentals
 
Hatasız Kul Olmaz-Tarkan
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir