29 Haziran 2017, Perşembe Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

Yollarda bir başıma...

Beraber yürünmüyor yollar her zaman.

Bazen tek başına da olsa yürümek zorunda olduğun yollar var Ve o yollarda beraber olduğun kişilerden azade kendinle yürümen, gördüklerini kendinle resmedebilmen.

İçinde bulunduğumuz Ramazan Ayı geçmişe dair güzellikleri bir nebze de olsa hatırlamamız için çok güzel fırsatlar sunarken beni de çok ötelere, çocukluğumdan beri yürümek zorunda olduğum yollara getirdi. İlkokula İzmir’in Eşrefpaşa Semtindeki İnkılâp İlkokulunda başlamıştım.

Evimiz şimdi heyelan nedeniyle boşaltılmış bulunan Yalçınkaya dolaylarındaydı. Oradan, yaklaşık yarım saatlik yürüme mesafeli yolu her gün aşmak zorundaydım okula gitmek için. İlk kumbaralı küçük belediye otobüslerini de bu yıllarda bu yollarda tanımıştım.

Havanın çok yağmurlu olduğu günlerde bindiğimiz bu araçlarda cam kenarında yer kapabilme adına bir-iki durak geriye bile yürüyerek gitmemizi, bizim duraktan geçerken el sallamalarımızdaki o heyecanlarımızı unutmak mümkün mü? Yolun bazı kısımlarının çok dar olmasından dolayı belediye bu tür küçük otobüsler alarak böyle güzergâhlara özellikle yolcu yoğunluğuna göre sabah ve akşamları belirli saatlerde koymuştu.

Araç normal otobüslerin yarısı büyüklüğünde olduğundan ayrıca bir bilet görevlisi (biletçi) bulunmuyor bunun yerine aracın ön tarafında, şoförün gözü önünde bir kumbaraya bilet atarak araçlardan yararlanabiliyorduk.

Düşünüyorum da o günler için şoförlük önemli bir meslekti ve o şoförlerin benim akranlarımın gözünde önemli, bir ağırlığı vardı ve çocukluğumuzun en çok ilgi gören oyunlarında biz hep sürücü oluyor ve yaptığımız hayali oyuncaklarla büyünce hep onlar gibi otobüsler sürebilmeyi hayal ediyorduk.

İlkokul sonlara doğru Konak semtinde, Beyler Sokaklarının arka taraflarında bulunan Merkez Kütüphanesi ile tanışmıştım. Bana okuma sevgisini kazandıran ahşap döşemeli, ahşap tavanlı ve çok huzurlu bir mekândı burası. Her hafta sonu artık oturduğumuz evden uzaklığına aldırmaksızın, yaklaşık bir saatlik bu yolu katederek müdavimi olmuştum kütüphanenin.

Ortaokula ise evimizden epey uzakta Üçyol Bahçelievler tarafındaki Fevzi Çakmak Ortaokulunda başlamıştım. Yeni evimiz tamamlanıncaya kadar tam bir sene her gün yaklaşık bir saati aşkın yolu yürüyerek gidip geldim. Yeni evimizden ise uzaklığı yirmi dakikaya düşmüştü okulun. Ailem yol parası vermiyor değildi ve kimi olumsuz hava şartlarında tabii ki otobüs kullanıyordum ama normal havalarda Kadifekale’nin deniz manzaralı bayırından aşağı süzülerek Çiçek Sineması, Şenocak Sineması ve Bahribaba Parkının da içinden geçerek sıcakkanlı Atilla Mahallesi insanlarının oturduğu sokaklardan geçip de okula ulaşmanın keyfi inanın her türlü yorgunluğa değiyordu.

Hele Çiçek Sineması yakınında bulunan eski kitapçıya uğrayıp biriktirdiğim yol paralarını kitaba çevirmemin heyecanını sormayın. Lise yıllarım 1980 lerin hemen öncesinde maalesef sokakları yıldırım hızıyla ve ürkek adımlarla geçtiğim yıllar olmuştu.

Güzelim sokakları zamane gençleri olarak bölüşmüş, birbirimize dar etmekle meşguldük. Nefes aldığımız sokaklarda şimdi kurşunlanıyor, kovalanıyor, kan döküyorduk. Kimbilir belki de bu yüzden bize daha bir kıymetli geliyor şimdi bu sokaklar! Lise sonrası ve 1980 sonrası çalışma hayatıma İzmir Kemalpaşa’ da bulunan Nato Üssünde başlamıştım.

Servisimiz Konak’tan şimdiki İzsu binasının önünden kalkıyordu ve ben her sabah evden yürüyerek çıkıyor, yaklaşık elli dakikalık yolu yine Eşrefpaşa, Damlacık, Cici Park ve hep denizi seyrederek, denizi soluyarak geçiyordum.

Yaşadığınız şehre mensubiyetiniz ancak yollarında yürüyerek gerçekleşiyor. Evlerini, barındırdığı hayatları, sunduğu hikâyeleri ancak yürüyerek fark edebiliyorsunuz. Yürümüyorsanız yoksunuz ve yollar inanın yüründükçe açılıyor size.

Tıpkı bir genç kızın utangaçlığı, çekingenliği ile önce esirgediğini sonra cömertçe size sunmaktan çekinmiyor ve mutluluğunu iliklerinize dek hissediyorsunuz sokakların.

Muğla’ya ilk geldiğim yıllardan bu yana sokaklarında kaybolmayı, savrulmayı o kadar doyasıya yapıyorum ki…. Her kaybolmam bana yeni kapılar açmakta, yeni bakışlar, yeni sesler, yeni hikâyeler kazandırmakta.

Hafta sonları, ev halkı henüz uyanmamışken çıkıp da çarşılarında dolaşıp erkenci tek tük esnafıyla yaptığım hasbihallerin keyfini şimdi hangi kelimelerle anlatabilirim ki?

Hayat fani ve avucumuzdan bir kuş gibi uçacak elbet ve geriye belki bir tek; Yürüdüğüm, hem de tek başına yürüdüğüm yollar kalacak.

20 Haziran 2017 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
Yollarda bir başıma...
Trenlerin ardından...
2 Nisan'ın farkında mısınız!
Edebiyatımızda Sağlık Olsun
En son yürekler ölür
Darbe darbe darp dedi
Fatih'li Yıllar
Plaka plaka bölünen şehirler
Bizim Mücella Hanım
Hepimiz engelliyiz
Elma dersem çık!
Kim durduracak bu canavarları?
Yoksulluğun kitabı
Yusufcuk
Bu bayram gelmeli
3 (0)
Bizler inandık
Işık yanıyorsa ebe vardır
Trafik sıkışık
Yılın Hekimi
 

WEB TV Tüm videolar
15 Temmuz Demokrasi Marşı
 
Atletico Madrid-Bayern Münih özet
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir