23 Şubat 2019, Cumartesi Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

Kurumlarımızdaki huzursuzluk

Bir süredir kurumlarımızı, kurumlarımızın son dönemlerdeki ahvalini sizlerle paylaşıyorum. Maksadım üzüm yemek ve bağcılarla işimiz olmadığını da peşinen söyleyeyim!

Huzursuzluk o kadar bariz ki tabiri caizse: mızrak artık çuvala sığmıyor!

Bunca olumsuzluğun faturasını da sadece genel ve yereldeki yöneticilere ya da tamamen çalışanlara kesmek gibi bir yaklaşımın da sonuca katkı sağlamayacağı çok açık. Teknolojik hız ve hazzın sınır tanımadığı bir dönemdeyiz ve bizim gibi kamu yöneticiliğinde otuz yılı aşkın görevlerde bulunmuş birinin çağı anlamaması; yorgunluğun da verdiği etkiyle karamsar ve ümitsiz ruh halinin dışa vurması gibi de anlaşılmayı istemiyorum.

Bilakis gün be gün gelen işyeri kavgaları, makam-mevkii kapışmaları, kurumlardaki bu çekişmenin kurum dışlarına taşarak siyasetin bile gerek genelde gerekse yerelde enerjisinin büyük bölümünü bu çekişmelere harcaması, kan dökülmesine kadar giden kurum içi olaylar karşısında bizim suskunluğumuzun da payının olduğunu düşünecek kadar da hassas olduğumu belirtmek istiyorum.

Siz benim yerimde olsanız, siz görev yaptığınız kurumlarda şimdiye kadar iki öğretim görevlisinin kendilerini intiharlara götüren süreçlerine yakınen tanık olsaydınız; Siz yine çok yakın görüştüğünüz arkadaşlarınızdan bazılarını iş yeri cinayetlerine kurban verseydiniz, Siz çalışkanlığı, dürüstlüğü ile görev yaptığı kurumu daha üretken daha dinamik ve daha nitelikli hale getirmek için kollarını sıvamış gencecik insanların iş yerlerinde, görevleri başında üstelik yine o kurumun çalışanı tarafından vurulduğuna tanık olmuş olsaydınız ve…

Yine gençlik yıllarından beri devleti kutsal bilen bir anlayışa sahip olup da devletinizin eğitim kurumlarında, sağlık kurumlarında onlarca işyeri cinayetlerine tanık olmuş olsaydınız nasıl bir ruh haline sahip olur, neler düşünürdünüz merak ediyorum.

Kurumlarımız maalesef bir süredir içten ve dıştan baskı halinde!

Kişiliksiz hale getirilerek toplumun sırtına adeta bir kambur görüntüsüne sokulmak isteniyor.

Verimsizlikleri, niteliksiz elemanların bedavaya maaş aldıkları, devletin en büyük gider payının personel gideri olduğu gibi haberlerle kamu kuruluşları sürekli hedef gösteriliyor.

Yıllardır gözbebeğimiz olan resmi kurumlarımız; dün FETÖ’nün henüz deşifre olmadığı günlerde nasıl içleri türlü entrika, usulsüz atama-terfi gibi sebeplerle işgal edilip yoldan çıkarıldıysa bugün de giderek artan bir usulsüz uygulamalar çiftlikleri haline getirilmiş durumdadır.

“Yok canım!” diyeceğinize açıp bakın Sayıştay Başkanlığı’nın web sayfasındaki 2017 yılı Denetim Raporlarına. Üstelik bu tespitler sadece 2017 yılına ait ama satırlara biraz derinlemesine odaklandığınızda birçok kurumda usulsüz uygulamaların, uzun bir süredir meğer usul haline gelmiş olduğunu da rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Devlet dediğimiz olgu öyle eli tutulur, çayı içilir, muhabbet edilir bir olgu değildir!

Devlet yeri gelir bir kaymakamın makamında uzatılan sımsıcak bir el, yeri gelir gittiğiniz bir dairede bir amirin ikram ettiği bir bardak çay, bir jandarma komutanının kahvede yanınıza oturup elini omzunuza koyarak yaptığı sohbet, baygın getirildiğiniz hastanede gözlerinizi açtığınız vakit ilk göz teması kurduğunuz bir hemşirenin gözleridir.

Bu yüzden bu kurumları itibarsızlaştırmak; ancak güçlü devlet yapımıza kastedenlerin hedefidir diye düşünebiliriz. Bu kurumlar etkin ve verimli oldukları sürece millete şefkat ellerini uzatabilirler. Şimdi bütün bunları okuyup da etrafınızdaki kurumların başına atananları süzdüğünüzde ne dediğimi anlamakta zorlandığınızı da biliyor, tahmin ediyorum!

Bu misyondaki ağırlığı taşımaktan çok uzak kişilerin böylesi makamlara yönetici olarak atanmaları başlıbaşına zaten bir sorun!

Düşünün; koca bir ile vali, koca bir kurumun başına müdür atıyorsunuz fakat ne o kurumun, ne o şehrin, ne de o makamın tarihi, misyonu, vizyonu, dinamikleri gibi konularda hiçbir eğitim vermiyor ve sadece atıyor ve atadığınızın da sadece size minnet duymasını istiyorsunuz.

O da minnet duyuyor tabii ki! Bir de günü kurtarıyor aklınca. Ama o şehrin, kurumun dinamikliği karşısında ne yapabiliyor?

Koca bir –HİÇ!-

Görev yaptıkları kurumların ağırlığını taşıyamayan idarecilerle doldu kurumlarımız. Bu yüzden de rahmetli Mahir Kaynak ve Ömer Lutfi Mete’nin dilimize kazandırdıkları Derin Çeteler’le doldu her yanımız.

Atadığımız bütün amirler; atatan, iş takip edip, iş kotaran çetelerin yakın takibinde ve üzerlerindeki baskı toplumun bütün kesimlerinden çok açık görülmekte. Muhalefetin işi çok kolay! Bütün bu olumsuzlukları atarsın dini kuruluş, siyasi parti ve örgütlerin üzerine olur biter.

“Vur Abalıya!” demekle de olmuyor. Devletteki bütün bu olumsuz atamaları, muhalefetin dediği gibi yandaş kurum ve örgütler değil, olsa olsa buralara musallat olmuş olan “Derin Çeteler” yapıyor.

Bu yüzden kurumlarımızdaki huzursuzluğu konuşurken, baştan başlamamızın doğru olacağını düşündüm.

Devam ederiz inşallah!

02 Şubat 2019 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
Kurumlarımızda şiddet
Kurumlarımızdaki huzursuzluk
Vakit Bodrum'dan çıkma vakti
Mobbinge hayır
Bir yerden başlamak lazım
Fuat Çapa
Narsist tehlike
Dijital kibir ve hortlayan Narkissos!
Algıya selam yola devam
Maraş'ın beyaz kartalı
Zordur (Y)aşar olabilmek
Medya da sosyalleşti
İç güçlerin iş-güçleri
Ağustosta ölüm
Adalet gecikmez
Vakit geçmeden
Yedi Başlı Ejderha
Her devrin simsarları
Bir yurtseven torun Semra Hanım
Vakit Şafak Vakti
 

WEB TV Tüm videolar
Cehenneme girmek çaba gerektirir
 
Elfida
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir