13 Aralık 2019, Cuma Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

AHDİNE VEFALILAR

Çağın öyle bir yerindeyiz ki…

Savrulan savrulana!

Yalan bir haber, basit bir fotomontaj, açılan milyonlarca feyk hesaplardan paylaşılan bir iddia yetiyor kitleleri germeye.

Belki eskisi gibi birden sokağa dökülmüyorlar ama ortalık birden toz duman oluveriyor.

Ortalık yer dediğimin de sosyal medya olduğunu anlayıvermişsinizdir.

İnsanın karaborsa, ortalığın da kapı kullarıyla dolu olduğunu düşünürsek aslında orta yerlerdeki haberlerin de bizi çok ilgilendirmediği malum ama yine de oluyor ve düşmez dediğimiz insanların da düştüklerine, savrulduklarına aşinayız bir zamandır.

Sevginin ben böyle orta yere saçılan, bayağı, çok çabuk kirleniveren sözcüklerle, kitlelerin korodan haykırdıkları sloganlarla anlatılamayacak kadar nadide olduğunu biliyorum ama nefret öyle mi? Tam da aradığı fırsat ve müşterisini hep böyle alanlarda buluyor, çok satıyor, çok kazanıyor böyle ortamlarda.

Onların çoğunun yolu da düşmüştü oralara.

Nerelerden geçmediler ki oralardan da geçmesinler!

Bir devrin yürekleri aşk dolu çocuklarıydılar oysa.

Yedi düvelin üstümüze çöreklenip, renklere bezeyerek sattıkları ideolojilerinin Anadolu pazarlarında tezgâhlarda boy gösterdiği, yerli bütün değerlere, mukaddesata nefretin en yoğun olduğu bir dönemde boy göstermiş bu toprakların Ülkü Çiçekleriydiler.

Bilmem ne kadar tanıyabildiniz onları ya da o boz bulanık renkler arasında ne kadar seçebildiniz onları bilmiyorum ama gençliğim hep o çiçeklerin izini sürerek geçti.

Artık yabancı tohumların, kendinden başkasına fırsat tanımayan azgınlığından mı, yoksa tükenip gittiler mi dediğim bir anda, yeniden çıkıverdiler karşıma.

Yıllar öncesi gibi, “Bir bahar akşamı” rastlamamıştım onlara. Aksine yorgun bir günün, akşam telaşesinde rastlamıştım bu sefer.

Unutmamıştım ki ne renklerini ne kokularını ne de bozkırın o sert rüzgârlarına karşı incecik bedenleriyle meydan okumalarını.

Sosyal medya denen sanallıklarıyla değil, garbın bizatihi toplarıyla, tüfekleriyle saldırdıkları zaman bile ahitlerinden dönmeyenler, şimdi mi döneceklerdi?

Tabii epey etkilenmişlerdi. Hatta herkesten daha yoğun yaşamışlardı geçen yılları. Kimi cinslerinin, azıcık konfor uğruna saksılara girip, salon köşelerini süsleme pozisyonlarına fit olmaları, kimilerinin açan zehirli, ithal, vahşi çiçeklere bakıp da kendilerine bile yabancılaşmalarına o kadar çok alışmışlardı ki…

En çok kendi cinslerinin, kendilerinden olanların vefasızlıkları üzmüştü onları.

Bu yüzden olsa gerek, ahdi ve vefayı öne çıkararak doğrulmuşlardı yerlerinden.

Her şeyi unutmaya hazır, her bir günahı affetmeye hazır hale gelmişlerdi.

Rahim ve Rahman olanın merhameti enginlere sığmazken, onlar kayıtsız kalabilirler miydi?

Bütün yaşanmışlıklara rağmen gözleri yine ışıl ışıldı.

Allah, vatan, bayrak denince, başları hemen doğrulan, gözleri hemen parlayan ahde vefalılar.

Kimseye kırgın değildiler ve kimseye karşı da düşmanlık yapmamaya kararlıydılar.

Mantar gibi dernekler, tabeladan ibaret teşekküller, en küçük ilçelerin bile cemiyetlerinin olduğu günümüzde, artık onların da kimseyi sıkmadan, kimseye yük olmadan sohbet edecekleri, birbirleriyle halleşecekleri bir yuvalarının olmasından daha doğal ne olabilirdi ki?

İstenmedikleri yerde durmanın ağırlığı üzerlerine çökünce, başkalarının da hesapları içinde olmayı da artık zül sayacak yaşa, kıvama geldiklerini anlayınca ahde vefa demişlerdi.

Umarım öfke ve nefretin cazibesine kapılmadan, rövanşist duyguları galebe çalmadan birikimlerini edebi şekilde kitlelere, özellikle de davayı kuru bir cihangirlik, rozet ve partizanlıktan ibaret gören gençlere anlatma şansı bulurlar.

Umarım Necip Fazıl’ın: “Kim var” sorusuna cevap olarak, sağına soluna bakmadan, bir adım öne çıkarak: “Ben Varım!”” diyecek gencin inşasına, bir nebze de olsun katkı sağlama bahtiyarlığına erişirler.

O kuşağın yitik bir nesil, kıymeti bilinememiş bir nesil, öz yurdunda garip, öz vatanında parya olduğuna inanmışımdır. Gelecekte de bu topraklarda hep samimiyetle gayret kuşağına sarılan, hasbilikleriyle öne çıkanların daima hesabiler karşısında şansları olmayacağı endişesini duyan biri olarak, onların bilgi ve birikimlerinin tam da burada iyi değerlendirilmeleri gerektiğine inanıyorum.

İstiklal Marşı şairimiz Akif: "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; / Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” derken; bizim bu ahitlerine vefalı, ak şaçlılara karşı bir kuru da olsa şükran ifade eden cümlemiz olmayacak mıydı?

Sözlerimizi, yüce kitabımızın sözleriyle bitirelim.

“Ey iman edenler! Akitlerin gereğini yerine getirin.” (Maide: 1) Kim Allah’a verdiği ahde, vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.”(Fetih: 10) “... Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” (İsra: 34)

24.11.2019

Erdal ÇİL

cerdal48@gmail.com

24 Kasım 2019 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
ASIL SİZ KİMSİNİZ BAYIM?
VASIFSIZ ELEMAN ARANIYOR
AHDİNE VEFALILAR
HAZ-ME-DE-BİL-MEK
Elma dersem çık
Fukara Şehirler
Emperyalizm böyle bir şey
Film aynı film
Sezen Zambak Meydanı
Yaz bitiyor
Menteşe bize yeter!
Huzur Sokağı'nın hüznü
Öfkeler şelale!
Öfkesiz yazılar
Öfkeye dikkat
Yine üniversite yine Muğla
Devlet nereye?
15 Temmuz'a bir turnusol
Sath-ı Taarruz
Var mısınız konuşmaya?
 

WEB TV Tüm videolar
Cem Yılmaz Fundamentals
 
Hatasız Kul Olmaz-Tarkan
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir